19.01.2015 22:42:18
0 Yorum

Zekiye Çomaklı
Bunları hatırlayan var mı?

Kar yağdı, yağmadı, soğuk oldu olmadı derken “aha size kar aha size soğuk” dedi karakış geldi oturdu, Nisan sonuna kadar da gideceği yok, Allah millete kolaylık versin.

Karakış derken eski terimler aklıma geldi. Bu günlere eskiler sayılı günler derlerdi. Ben yazayım sizde hatırlamaya çalışın,  bakın bakılım ki bu günler hangi sayılı günler.

Kış mevsimini tüm şiddetiyle yaşarken Güz den başlayalım eskileri anmaya. Sonbahara  “güz” denilirdi, sonradan “sonbahar” oldu. Eylül, Ekim, Kasım ayları güz aylarıydı. Eski dilde bu aylar  “Teşrin evvel, Teşrin Sani ve Koç ayı idi. Koyunlara Koç ların katıldığı ay demek, Koç katımı derlerdi. Güzün son ayı ve kış aylarının ağır mı rahat mı geçeceğinin habercisiydi bu aylar..

Kış aylarından Aralık ayına Kanun Evvel, Ocak ayına Kanun Sani denilir, Aralık soğuklarına Karakış soğukları,  Ocak ayının yani Kanuni Sani soğuklarına ZEHMERİ (zemheri)  denilirdi. Kış aylarının en soğuk olduğu günlerdir bu aylar. Zemherinin on beşi yeni hesapla on sekizi Hamsin dir. Odaların pencereleri, evlerin ve ahırların kapılarının arkası grav tutardı, bu gravlar hamsin(50 gün) geldiğinde birazcık da olsa azalırdı. Grav kapı ve pencerelerde oluşan buz tabakasına verilen isimdi.  Eskilerin tecrübesi ile sabittir ki Zemherinin son 6 günü ile Hamsinin ilk 6 günü yani on iki gün en şiddetli soğukların hüküm sürdüğü günlerdi. Bu durumuda bir sözle anlatıyor eskiler “ hamsın…ocakta kuşganan donsun”.

 Eskiler Aralık ayından başlayarak Otuz Ocağa kadar Erbain (kırk gün), otuz bir Ocaktan yirmi bir marta kadar tam doksan gün sayar ve bundan sonra kışa bitmiş gözü ile bakarlardı. Eskiler Zemheride soğuğun tepeden geldiğini, Hamsinde yandan geldiğini söylerlerdi. Zemheride yolculuklar ertelenirdi ki yolcular ve açıkta kalanlar ölmesin.

Şubat ayı gücük ayıdır. Kısa ay olduğundan belki bu adı vermişlerdir. Günü kısadır ama fırtınası günden uzundur. “Yirmi sekiz gündür kendi,  yirmi dokuz gündür sesi” yani fırtınası. Esintisi en çok olan ay Gücük ayıdır. Gücük ayında Cemreler düşmeye başlar.  Cemre, Arapça bir sözcük...Ateş, kor ateş, köz anlamına geliyor...”Cemre düştü” dediğimiz zaman,  “havaya ateş düştü, toprağa kor ateş düştü” demek istiyoruz aslında...Baharın geldiğini haber veriyoruz...Havanın suyun ve toprağın ısınmaya başladığını vurguluyoruz...Birinci cemre havaya düşüyor yani 20 Şubat’ta , Suya bir hafta sonra düşüyor cemre  yani 27 Şubat’ta...En sonunda da, toprağa düşüyor: Onun da tarihi bazen 5 bazen de 6 Mart.... Daha sonra Mart ayının beşinde toprağa düşer ve topraktan buhar çıkmaya başlar. Ayın son günlerine doğru toprak ısınmaya başlar.

Eski hesap Mart ayının dokuzunda yeni hesapla Martın yirmi ikisinde Mart dokuzu adında bir fırtına varır aman Allahım bu fırtına bir afettir. Bu afete Kocakarı fırtınası denilirdi ve soğuklar biraz  geçince bir koca karı kimseyi dinlemez yaylaya çıkar ve soğuktan donar (hikayesi vardır).

Şubat ayında bir de lodos denilen rutubetli bir rüzgâr eser. Bu rüzgar karı eritir. Rivayete göre Lodos demiş ki “gücük haftasına ordayım, geldim geldim, gelemediysem on beşinde çoluk çocuk hep beraber ordayım.”  Derler ki “Lodos insanlara buz, karlara köz”  dür. Mart Ayının bir fırtınası vardır. Mart dokuzun fırtınasından sonra Berdelecüz denilen bir haftalık dönemdir. Bu fırtına sırasında göçmen kuşlar da yavaş yavaş gelmiş olurlar. Eski hesap Mart’ın dokuzu yeni hesap mart yirmi ikiye gelir. Bu durumu da eskiler “Mart matladı, tavuk yumurtladı” diye dile getiriler.

Gele gele bahar ayılarından Nisan’a geldik. Baharın ikinci ayı olan Nisan Ayına Abrıl denir, İngilizler “eprıl” dediğine göre bizden aşırmışlar belli. Eski hesap abrılın beşinde yeni hesap on sekizinde yine bir fırtına vardır, eskiler şöyle bir dörtlük söylerler. “korkma martın kışından, kork abrılın beşinden, camışı ayırır eşinden”. Abrılın 23. Günü miladi 6 mayıs Hıdırellez’dir. Bu gün seneyi ikiye bölen gündür. Abrılın on beşinden sonra hayvanlar komlara çıkarılır. Abrıl yağmurları başlar. Kırk İkindi yağmurları denen bu yağmurların suları şifalıdır diyerek kovalarda toplanır, banyo yapılan suya katılır hatta içilir.

Abrılı atlatınca Mayıs ayı gelir ki millet bahar geldi diye neşelenir. Eski hesap Mayısın beşi yeni hesap on sekizinde bir fırtına daha vardır. Buna Filiz Kıran fırtınası derler.  31 Mayıs ta bir yıldız doğar. Bu yıldız Ülker yıldızıdır( bazı bölgelerde Ülger Yıldızı denir). Herkese görünmeyen bu yıldızın bir fırtınası var,  Ülker ya da Ülger Fırtınası. Bu rüzgâr insan, hayvan ve ekinlere zarar verir. Bu yüzden Ülker doğacağı gün hayvan dışarı çıkarılmaz, ahırların kapı ve pencereleri kapalı tutulur.

  Kış 99 gün sürer. Bu duruma 99 Hesap denilir. Karakışın başlangıcı kabul edilen 14 Aralık gününden 21 Martta ki Nevruz gününe kadar Bu 99 günlük dönem bitince “dağ başı tandır başı olur” yani artık dışarıda kalan ölmez. Nevruz’a gelmeden Mart’ın 9 unda kış hükmünü yitirmeye başlar, Abrılın beşinden sonra tehlikesi kalmaz Mayıs ayının bitişi ile de sona erer. Arada bir “Mart ayının yarısı yaz yarısı kış” olabilir bu her zaman denk gelmez. Eskiler kışın bitmesini belirleyen bir de şu sözü kullanırlar “urumun kışı, ya mayısın sonu ya başı) yani kış Mayısta ancak sona erer.

Karakışın şiddet ve süresini tahmin etmek için bir takım inanışlar konuşulur.

Koç katımında koç kara koyunla eşleşirse kız hafif geçer yok eğer beyaz koyunla eşleşirse kız şiddetli ve uzun geçer.(beyaz koyun kar işaret eder)

 Güzün yağmur çok yağarsa kış ağır ve uzun geçer.

Dere kenarları çok yosun bağlarsa kış erken gelir.

Soğan kabuklu olursa kış uzun ve şiddetli geçer. 

Ayva bol olursa Kış şiddetli ve uzun geçer. V.s. İşte böyle hem bunları hatırlayın hem memleketimizin Kışının tadını çıkarmaya bakın, yapacak bir şey yok…

Etiketler:

SON HABERLER
YAZARLAR
erzurumgundem.com
HASANSOFT Haber Sistemi