12.01.2015 22:55:50
0 Yorum

Mehmet Şener
Niyet iyi, çaba zayıf...

İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropollere kar yağınca  medya "Doğu’da ki beyaz esaret"e dönüp bakıyor. Yoksa diğer türlü, medyanın Doğu’ya bakışı, vaktiyle bir TRT spikerinin dediği gibi, "çok şükür soğuk hava dalgası Doğu’ya gidiyor" formatından öteye geçmiyor.Ülke genelinde kar ve soğuk var; ancak şu bir kaç günden beri Doğu hakikaten "buz kesti". Her ne kadar medyanın objektifi, (bu kez haklı olarak) Paris’teki terör olaylarından başka bir şey görmüyor olsa da aslında Doğu’da ağır kış şartları yüzünden ciddi sorunlar yaşanıyor.

Fakat neylersiniz ki kış da olsa soğuk da, hayat devam ediyor. Hal böyle olunca da biz de şehrimizi yazıp çizmeye devam ediyoruz. İstedik ki bugün de, son günlerin en popüler tartışması olan bir meseleye değinelim...

İşte o yazı...

Merak edenler için küçük bir not; bu satırlar 6 yıl önce bu sütunda kaleme alınmış. Bugün de benzer şeyleri tartışıyor olmamız bir yanıyla çok güzel ama başka bir yanıyla da demek ki konuşuyoruz ama icraatımız zayıf.

 “Marka şehir” olmak istiyoruz ama markaya önem vermiyoruz!

Sizin de dikkatinizi çekmiştir, şu günlerde sokaktaki sade vatandaştan yetkilisine kadar, hemen herkes Erzurum’un “marka şehir”olması için, kendi çapında bir mücadele veriyor.

İyi de yapıyorlar.

Öyle ya Erzurum henüz işlenmemiş bir maden gibidir. Şayet bu maden usta ellerde iyi işlenir ve çok iyi servis edilirse günün birinde niçin dünya ölçeğinde bir marka şehir olmasın ki…

2011 Üniversite Kış Oyunları ile başlayıp, başka organizasyonlarla devam eden süreçte Erzurum, adını sınır ötesinde duyurmayı başardı. Fakat biliyoruz ki bu başarı son derece sınırlı bir başarıdır; yani Erzurum’u henüz marka şehir kılacak bir boyutta değil.

Bu uğurda irade var, azim var ve samimi bir çaba var.

Kuşkusuz ki son yıllarda yapılan güzel organizasyonlar şehrin tanıtımında altın değerinde önem taşımaktadır. Ancak bir şehrin marka şehir olabilmesi için, kar, kış ve spordan başka argümanlar da gerekir. Misal Erzurum denilince hemen akla gelen ürünlerimiz olmalı ve bu ürünlerimiz dünya pazarında alıcı bulacak çapta ürünler olmalı…

Palandöken, gerek kar kalitesi, gerek uzun pistleri, gerek konaklama ve ulaşım imkânlarıyla hakikaten dünyanın gıpta ettiği bir merkezdir. 

Lakin bu yeterli değildir. Bu üstünlüğü taçlandıracak başka eserlerimiz ve özelliğimiz de olmalı ki, Anadolu’nun çatısı Erzurum, hem bölgenin, hem de ülkemizin gülen yüzü olsun…

Gelin hep birlikte sesli düşünelim…

Soru çok basit:

Yurt çapında, hatta dışarıda marka olmuş hangi ürünümüz var?

Kim el kaldırıp, “hangisini soruyorsunuz?”diyebilir...

Klasik cevap belli:

Cağ kebap, kadayıf dolması, Oltutaşı ve bir de civil peynir...

Haklısınız; Erzurum deyince akla ilk gelen ürünler bunlardır. Ama ne yazık ki, bu ürünlerin hiçbirisi ne adımıza tescilli ne de  geniş bir alanda marka olabilmişler...

Adı üstünde Oltutaşı, yani Erzurum’a mahsus bir taş... Her ne kadar son yıllarda yeni yetişen ustalar sayesinde, bu taştan artık tespih ve ağızlığın dışında onlarca başka ürün yapılıyor olsa da, kâmil anlamda değerlendirdiğimizi söylemek mümkün değil. Düşünün ki, birileri gelip bu taşı götürse ve de çok daha profesyonel amaçlar doğrultusunda işleyip, tüm dünyaya sunsa biz ne yapabiliriz? 

Sadece, “Bu ürünün ana maddesi bizim şehrimizde çıkıyor”demekten başka ne kalır elimizde? 

Oysa, Oltutaşı tüm dünyada vitrinleri süsleyebilecek bir ürüne dönüştürülebilir ve bu ürün de bu şehrin adını taşıyan büyük bir marka olur.

Ama bunun gerçekleşebilmesi için önce büyük düşünüp, dünya gerçeklerine göre hareket etmesini bilmek lazım. Uzmanların da işaret ettiği gibi “iyi bir marka olmak için önce iyi bir strateji geliştirmek lazım”

Gelelim cağ kebaba... 

Bildik dönerin yatay biçiminde olanına cağ kebap deniyor. Fakat o kadar basit değil. Yani birisi akıl edip, dik vurulan döneri yatay hale getirmiş değil. Çıkış noktası Tortum ve Erzurum’a da ilk getiren kişi Kemal Koç olmasına karşın, cağ kebabın Oltu, Narman ve Şenkaya’da da yapıldığı biliniyor. 

Odun ateşinde pişmesi, etinin terbiyesi, kesilen hayvanın beslenme tipi ve terkibiyle bildik dönerden hayli farklı bir kebap türü...

Pek çok şehirde Erzurum adıyla anılıyor ve önemli merkezlerde müşteriyle buluşuyor ama yine de bir marka değil. Çünkü, markalaşması için ne yasal tescil yapılmış ne de sosyal bir çaba gösteriliyor. Uyanığın biri alıp, bir iki minnacık değişiklikle başka bir isim koysa, kim ne yapabilir?

Bize ait olduğunu kanıtlar resmi bir belgemiz var mı?

Varsa ne ala ne güzel...

Aynı şey, kadayıf dolması ve civil peynir için de geçerli...

Biz bize propaganda yapıp duruyoruz.

Bu ürünleri bırakın yurtdışını, yurtiçinde bile yaygın biçimde pazarlayabilecek bir örgütlenme yapamadık. Tadını beğenenlere hediye adı altında yolluyoruz o kadar...

Oysa dünya genelinde gıda üzerine marka olmuş yüzlerce ürün var.

Meseleyi yalnızca Erzurum şartlarında ve yerel ölçülerde düşünmemek lazım…

Bir ürünün marka olabilmesi için yalnızca tat ve kalite yeterli olmaz.

Erzurum’un iş çevreleri büyük düşünüp, bu dev pazarda yer alabilmek için önce cesurca adımlar atması lazım.

Erzurum’un marka olabilecek ürünleri yalnızca Oltutaşı, kadayıf dolması, peynir ve cağ kebaptan da ibaret değil.

Kar’ı ve suyu da çok değerlidir Erzurum’un...

Organik biçimde elde edilecek tahıl ürünlerimiz de birer marka adayıdır.

Marka olmuş ürünlerin hiç birisi mucize eseri filan değil.

Zeka, çalışkanlık, ileriyi görme ve atılım markanın en önemli altyapısıdır.

Erzurum ayaklarına vurulan prangaları söküp atmakla işe başlarsa, peşinden iyi şeyler de gelir. Ama biz önce kendimize güvenip, inanmayı öğrenmeliyiz.

“Bizden bir halt olmaz”dediğimiz sürece, gerçekten de bir şey olmuyor.

Ama böyle düşünmeyip, “bizden her şey olur”diyenler bal gibi başarıyorlar ve yurt çapında ses getiriyorlar.

Artık bizim de markalarımız olmalıdır ve bu asla zor bir şey de değildir.

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları
SON HABERLER
YAZARLAR
erzurumgundem.com
HASANSOFT Haber Sistemi