27.10.2014 23:20:09
0 Yorum

Mehmet Şener
Barış süreci bitti mi?

 

Daha öncesi de var ama, asıl Kobani bahanesiyle, Türkiye’yi yangın yerine çevirmek isteyenlerin mesajı çok açıktı:

 

"30 yılı aşkın süredir akan kardeş kanı durmasın. PKK ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeniden savaşmaya devam etsin. Kendi ayakları üzerine kalkmayı başaran Türkiye, yeniden krizlere ve kaosa teslim olsun."

 

Siz bunları daha da çoğaltabilirsiniz.

 

Artık ayan beyan ortaya çıkmıştır ki, barış sürecinin kesilmesi ya da yeniden silahların konuşması, Türkiye düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekte...

 

Ne eline silah alıp dağa çıkmış Kürt çocuğu ölsün, ne de polisimiz veya askerimiz şehit olsun...

 

Zerre kadar vicdan ve izan sahibi kim bu temenniye "hayır" diyebilir, sırtını dönebilir?

 

Bir yılı aşkın süredir tüm provakasyonlara ve önüne konulan takozlara rağmen, öyle ya da böyle sürüp gitmekte olan barış süreci, önceki gün bir kez daha dinamitlenmek istendi!

 

Hakkari Yüksekova’da çarşıda alış-veriş yapan üç Mehmetçiğimiz, hainlerin kalleş saldırısı sonrasında ne yazık ki şehit düştü.

 

Bu acı tablo, bir yanıyla yürekleri dağlarken diğer yanıyla da hem derin PKK’nın işini kolaylaştırdı, hem de başından beri barış sürecinin bir "aldatmacadan ibaret olduğu"nu savunup duran çevrelerin elini kuvvetlendirdi.

 

"Devlet daha neyi bekliyor? Asker-polis neden PKK’nın inini basıp, şehitlerimizin intikamını almıyor?"

 

Evladının şehit düştüğünün haberini alınca kendini parçalayan o anne ve babayı gören herkes, elbette ki o an böyle düşünüyor.

 

Çünkü insanız. Duygularımız tam da bu durumlarda aklımızın önüne geçebiliyor.

 

Bu da, Türkiye düşmanlarının arayıp da bulamadıkları bir ortam...

 

İstiyorlar ki...

 

Barış sürecine destek verenler de artık isyan etsin!

 

-PKK, askerimizi polisimizi şehit etsin ama, devlet elini kolunu bağlayıp dursun...

 

-PKK, Türkiye’yi yangın yerine çevirmeye çalışsın ama, devlet barış sürecinin hatırına, olup bitenleri görmezden gelsin...

 

-PKK, Diyarbakır’da sırf kendileri gibi düşünmeyen gençleri, IŞİD’in uyguladığı vahşet gibi hunharca katletsin ama, Diyarbakır polisi üç maymunu oynasın...

 

-PKK, sözcüleri aracılığıyla alenen devleti ve milleti tehdit edip dursun ama, hükümet duymazdan gelsin...

 

Hayır!

 

Ne kimse "böyle olsun" diyor, ne de kabul edelim ki hükümet veya silahlı güçlerimiz olup biteni izlemekle yetiniyor.

 

Tam tersi...

 

PKK’nın her eylemi anında karşılık buluyor, bulacaktır da...

 

Fakat unutmayalım ki, bütün bu olup bitenler aslında Türkiye’yi diz çökertmek için yapılmış planlı programlı işlerdir.

 

Biliyorlar ki, barış süreci gerçek anlamda amacına ulaşınca, Türkiye adeta füze gibi fırlayacak.

 

Biliyorlar ki, barış süreciyle birlikte silahlar susup da Doğu ve Güneydoğu huzura kavuşunca, Türkiye’nin dört bir yanında hayat yeniden fışkıracak ve bu ülkenin herkese fazlasıyla yetecek olan zenginliği bir kaç misli daha artacak.

 

Biliyorlar ki, barış sürecinin sonunda Türkiye üzerine kurgulanmış ne kadar oyun ve çirkin tuzak varsa hepsi boşa çıkacak...

 

Kobani’yi ısrarla başımıza sarmak istemeleri de zaten bu oyunun bir parçası değil mi?

 

Bu sebeple...

 

Zor zamanda, en zor olan şeyi söylemek zorundayız:

 

Türkiye’nin uzun vadeli selameti ve bu halkın huzuru için mutlaka barış süreci devam etmeli ve sonuç alınmalıdır.

 

Evet; yeniden üç askerimiz daha şehit olmasın diye...

 

Evet; yeniden Diyarbakır’da olduğu gibi üç masum gencin başları taşla ezilerek öldürülmesin diye...

 

Evet; yeniden Türkiye’nin dört bir yanında kalkınma hamlesi sürsün diye...

 

Şöyle etrafınıza dönün ve bir bakın. Bakın göreceksiniz, barış sürecine kimler itiraz ediyor; yani en çok kimler kardeş kanı akmasını istiyor?

 

İşte onları iyi tanıdığınızda siz de kanaat getireceksiniz ki "barış süreci mutlaka tesis edilmelidir."

 

Kabul; tarifsiz bir acıyla canımız yandı, yanıyor.

 

Kabul; zaman zaman milli ve insani hislerimizi rencide etmeye kalkıyorlar.

 

Kabul; bizi de kendi lağım çukurlarına çekmeye çalışıyorlar.

 

Bütün bunlara rağmen; sabrı da itidali de elden bırakmayalım.

 

Çünkü:

 

Bu topraklarda, bi otuz yıl daha kardeş kanının akması demek, yer yüzündeki bu son Türk devletinin başına örülmek istenen belalara çanak tutmak demektir.

 

Tuzağın büyüklüğüne bakın ki, oluşturulmak istenen bu kaosun en baş mimarları(!)ndan biri PKK, öteki paralel yapı...

 

Bugün birlik ve beraberlik içinde olmayacaksak, peki ne zaman?

 

Bugün oynanmak istenen oyunları boşa çıkarmak için aklımızla hareket etmeyeceksek, peki ne zaman?

 

Bugün sağduyu ile kuşanıp düşmanın tüm sinsi planlarını bozmak için olmadığı kadar uyanık olmayacaksak, peki ne zaman?

 

Ben onu bunu bilmem...

 

İşte Irak, işte Suriye... Her şey kabak gibi ortada...

 

Ve beri yanda da asla değişmeyen o gerçek:

Başka Türkiye yok...

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları
SON HABERLER
YAZARLAR
erzurumgundem.com
HASANSOFT Haber Sistemi