23.10.2014 23:20:56
0 Yorum

Erdal Güzel
Özbekistan izlenimleri (Bölüm 5)...

Bu ünlü hükümdarın mezarından farklı duygular ile ayrılarak, Timur’un yaptırdığı Recistan meydanına( Kum Meydanı) geldik.

Bu meydan,üç büyük medresenin ön avlularından oluşmaktaydı ve harika bir görünüşü vardı.

Meydana inerken pırıl pırıl Özbek öğrenciler ile karşılaştık. 

İki kız öğrencinin  bellerinden aşağı uzanan saçları o kadar güzeldiki, bu öğrencilerle hatıra fotoğrafı çektirdik.

Bu meydanda iki yılda bir Uluslararası  geleneksel müzik festivali yapılıyormuş.

Geldiğimiz bu meydanda ,Uluğ bey Medresesi,Şirdor medresesi ve Tila- Kari medresesi  bulunmaktaydı.

Dünyanın en önemli astronomlarından olan Uluğ Bey’in, 1420 yılında yaptırmış olduğu medresenin giriş kapısında “ İlim öğrenmek kadın, erkek her müslüman’a farzdır”  Hadis-i Şerif yazılmıştı.

Uluğ beyi öldüren oğlu Abdullatif bu medresenin kapısında idam edilmiş.

Şirdor Medresesinin kapısında ise aslan,geyik ve güneş tasvirleri bulunmaktaydı.

İslami mimari tarzında resim yerine çiçek motflerinin kullanılmasına rağmen burada İran etkisinden dolayı aslan ve geyik gibi canlı motifler kullanılmıştı.

Altın süslemeli Tila- Kari medresesi ise harikaydı, burada ikindi namazını kıldıktan sonra aracımıza yöneldik.

1660 yılında yapılan Tila- Kari medresesinin yerinde  eskiden dervişhane ve kervansaray bulunmaktaymış.

Meydandan  çıkıp büyük bir parkın içerisinden geçerken  etrafta gelinlik ve geleneksel giysiler satan mağazaları seyrettik.

  Fiyatları duyunca ve rahberimizden Özbekistan’da ki düğünlerin zorluğunu işitince evlenecek gençlerin vay hallerine dedik.

Yeni evlenen bir gelin kırk gün kendisine getirilen yöresel kıyafetleri giymek zorundaymış.

“Dünya küçüktür”  veya “Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur” sözlerini teyit edercesine gittiğimiz bir lokantada  Hikmet Koçak bey’in Istanbuldaki annesine bakan Özbek Hanımın yeni evlenmiş kızına ve damadına rastlamıştık.

Gelin rengarenk desenleri olan yöresel bir kıyafet giymişti ve başına elbisesine uygun çok renkli bir şapka takmıştı.

Damat’da yeni elbiseler içerisindeydi,bizde  gezimiz boyunca bu tür kıyafetlerle gezenleri görünce onların yeni evli olduklarını anlamış olduk.

Özbekistan’da hanımların çoğunda altın diş vardı ve  renkli elbise giyiyorlardı.

Kısa bir yürüyüşten sonra Semerkant’ın bir başka kültürel mirası olan”Bibi Hatun” cami ve medresesine geldik.

Bu camiye, Cuma ve Bayram cami isimleride verilmekteymiş.

Timur, ilk hanımının adını taşıyan  bu camiyi Hindistan seferinden sonra yaptırmış.

 Camii 170 m boyunda ve 100 m eninde olup dört minaresi ile fevkalede güzel bir eserdi.

Caminin ibadete açıldığı ilk namazda, Semerkant’da deprem olmuş ve kubbenin tuğlaları düşmüş ve  kubbe sonradan tekrar yapılmış.

Caminin avlusunda Hz.Osmanın el yazması Kuran-ı Keriminin konulduğu oldukça büyük bir rahle bulunmaktaydı. 

Buradan ayrıldıktan sonra; kuru yemiş,sebze ve meyvelerin satıldığı pazara gittik,Pazarda kadın satıcılar çoğunluktaydı.

Sait Hocanın gözü hemen kavun ve karpuzların satıldığı kısma takıldı,Her birimiz pazarın birbirinden renkli tezgahlarına yöneldik. 

Özbek bir hanımın sattığı incirlerden bir miktar, alıp alış veriş yapma zevkimi tatmin ettim.

 Pazarda en fazla ekmek satılıyordu ve ekmekler insanı cezbediyorlardı. 

Kafiledekiler, aldıklarını bir birlerine ikram ettiler, böylece pazarın lezzetini tat’dık ve El Miras (Halkların Mirası) isimli gösteriye yetişmek için aracımıza bindik.

Tiyatro binasına geldiğimizde gösteri neredeyse başlayacaktı ve bize ayrılan yerlere oturur oturmaz kapılar kapandı.

Salonda değişik milletlere ait turistler vardı ,bundan dolayı açılışı yapan  Özbek Rektör ,konuşmasını Almanca,Fransızca,İngilizce ve Türkçe yaptı.

Bir birinden güzel kostümlerin kullanıldığı bu gösteri, gerçekten nefes kesiciydi ve kadim bir kültürün tüm zenginliğini yansıtıyordu.

Gösteriden sonra Özbek Rektör, kapıda Sn.Rektörümüz Prof.Dr. Hikmet Koçak Hoca’yı karşıladı ve tekrar hepimize hoş geldiniz diyerek, güzel temennilerde bulundu.

Akşam yemeği vakti gelmişti, rehberimiz Mansur bizi, bir Özbek evinde ağırlıyacağını söyledi ve yemekler hakkında iştihamızı kabartmak için epeyce bir reklam yaptı.

Evin kapısından girince, başımızın üzerindeki üzüm salkımları hepimizin dikkatini çekti.

Özbek evleri dışarı kapalı içeri açık bir tarzda inşa edildiğinden, kapıdan içeri girince büyük bir avlu ile karşılaştık.

Avluda üzüm salkımları harika görünüyordu.yemeğimizi yiyip,çayımızı içtikten sonra otelimize döndük.

Bu gece benim için oldukça sıkıntılı geçti zira yediklerimden dolayı midem berbat vaziyetteydi.

Yanımda getirdiğim ilaçlardan içmeme rağmem, kabus dolu bir gece geçirdim diyebilirim.

İlçaların etkisi ve sabaha yakın uyumam bana iyi gelmişti.

DEVAM EDECEK…

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları
SON HABERLER
YAZARLAR
erzurumgundem.com
HASANSOFT Haber Sistemi