26.02.2015 21:50:28
0 Yorum

Erdal Güzel
Fuat hoca (İğdebeli)

Koca bir çınar daha devrildi.

Erzurum'un yetiştirdiği ama kıymetinin farkında olmadığı, değerli hocamız Fuat İğdebeli aramızdan ayrıldı.

Şehrin derin hafızalarından biri daha toprak oldu.

Birikimi, kabiliyeti ve çağdaş bakış açısıyla farklı bir kişilikti Fuat Hoca.

Düşünceli bakışları, sessiz ve  anlamlı konuşması, zevkli giyimi, kibarlığı ve filozofları hatırlatan görüntüsüyle Fuat Hoca, Erzurum da eşine az rastlanan bir büyüğümüzdü.

Fuat Hocayı ortaokul da resim öğretmenim olarak tanımış, ilerleyen yıllarda aynı mahallede kendisiyle komşuluk yapmış, aradan geçen uzun bir irtibatsızlıktan sonra hoş bir tesadüfle tekrar buluşmuş, son yıllarda sık görüşür olmuştuk.

Hoca sorulduğunda cevap veren ve az konuşan bir insandı. Ağzından çıkacak olan her kelimeyi ölçer biçer öğle konuşurdu.

Her sanatçı gibi işin derinliklerinde dolaşır dururdu.

Onu, mütevazi kişiliği, mertliği, dürüstlüğü ,ve sanatçılığı ile tanımıştık.

Ortaokulda okurken, resim dersimize gelen Fuat Hoca, bize resimdeki düşünceyi ve felsefeyi öğretmişti.

Yani, her kesin beğenisini kazanan, kart postal resimler yerine, insanı düşündüren, meraklandıran resimleri bize tanıtmıştı.

Hocanın, sınıfta, elini çenesine koyarak iki ders boyunca bu resme baktığı olurdu.

Resmin ortasındaki tek bir ağaç veya her hangi bir renk, onu farklı yerlere götürürdü.

Hoca,  bir gün sınıfa suluboya bir resim getirmişti. öğrencilerden birini kaldırarak resmin ortasında bulunan sarı rengin üzerine parmağını koymasını söylemiş ve uzaktan bu resme uzun uzun bakmıştı . sonra,sınıfa dönerek " Bu sarı rengi buraya koysa mıydı ? koyma samıydı? diye iki senedir düşünüyorum demişti.

Hocamızın,resim yapmak için bize vermiş olduğu konularda hayli ilginç olurdu.

Bir defasında, bostan korkuluklarının resmini yapmamızı ödev vermişti ,ödevleri getirdiğimizde bir hayli garip resimler ortaya çıkmıştı,hocada bu resimlere bakarak bir hayli keyiflenmişti.

Hoca, beyaz gömlek, siyah takım elbise ve siyah rugan ayakkabı giyerdi. Giyimi ruh hali gibi titizdi.  Bekar bir hayat yaşaması belki de bu titizliğindendi

O sanatçı olarak doğmuş, dünyayı sanatçı bakış açısıyla algılamıştı

Bir sohbetimiz sırasında ,çocukluğunda köyde Kuran öğrenmeye  giderken, eline bir kalem geçince supara'sının boş yerlerine manzara resimleri yaptığını,  yani resme olan yatkınlığının doğuştan geldiğini, ilk okul, ortaokul ve liseyi Erzurum da okuduğunu, ,İstanbul Güzel Sanatlar Akademisine gittiğini ve İstanbul da Bedri Rahminin atölyesinde çalıştığını, bu dönemlerde 6 aylık bir Diyarbakır cezaevi macerasının olduğunu söylemişti.

Fuat Hoca,  okulda daha ziyade fakir ve yoksul öğrencilerle ilgilenirdi bu ilgilenme, O günün koşullarında, kendisine Komünist damgası vurulmasına yetmişti.

Biz, Cumhuriyet Caddesindeki Vakıf apartmanlarında oturuyorduk, Fuat Hocada annesiyle birlikte yanımızdaki blokta kalıyorlardı.

Komşusu ve öğrencisi olmam münasebetiyle hoca ile aram çok iyi idi.

Hocanın nur yüzlü bir annesi vardı, annesinden haberdar olmamız için evinin anahtarını bazen bize bırakırdı, dolayısıyla evine gidip geldiğimiz olurdu.

Fuat Hoca, evin duvarlarını tuval yerine kullanırdı ,eve her gidip geldiğimizde duvarların farklı renklerde boyandığını görürdük yani evi atölye gibi kullanırdı.

Yaz tatiliydi, arkadaşlarımla top oynarken, yanımıza gelen hoca, yarın, okula erkenden gelmemi tembihledi ve gitti.

Eve geldim, rahmetli anneme durumu anlattım, o da "sabah ben seni uyandırırım ve üzerine temiz bir şeyler veririm gidersin" dedi.

Eski durumlar malum, canım anam bana uygun pantolon bulamamış ,ağabeyimin pantolonunu giydirip  ,üzerime birkaç beden büyük olan bu pantolonun çok yakıştığın söyleyip beni yolcu etmişti.

Okula gidince, ikmale kalan öğrencilerin sınavları olduğunu anlamıştım , bu arada hocam beni karşılamış ve bir sınıfa götürmüştü.

Sınıf öğrenci doluydu ,ortada bir masa vardı.Hoca beni masanın üzerine çıkardı ve elime bir kürek verdi,  kımıldamadan durmamı, öğrencilerinde bana bakarak resim yapmalarını söyledi.

Kısacası, bir nevi canlı model olmuştum.

Hoca gittikten sonra, gözüm öğrencilerin yaptıkları resimlere ilişti, bir de ne göreyim,her kes benim pantolonu şalvar şeklinde çizmişti.

O anda pantolonun büyüklüğünün farkına vardım ama iş işten geçmişti, görüntüm kağıtlara resmedilmişti.

Bu güzel hatırayı anneme hiçbir zaman söylememiştim.

Hocamız boş zamanlarında Erzurum'daki iş yerlerinin boya ve dekorasyon işleriyle de uğraşırdı, bu gün bile bazı iş yerlerinde hocanın bu eserlerini görmek mümkündür.

İnsanlara yafta vurulduğu o dönemlerde, Fuat Hocada Erzurum'dan ayrılmış ve İstanbul'a göç etmişti.

Zaten, Erzurum çeşitliliğini o günlerde kaybetmeye başlamıştı ,hülasa, şehrin demokratları, farklı düşünenleri tek düzey anlayış için feda edilmişlerdi.

1980 ihtilalı ve yaşanan olaylar, insanların bir birleriyle olan münasebetlerini kesmeye yetmişti. İstanbul'a göç eden hocanın, Taksim'de ,Tünel'e yakın bir yerde kaldığının haberlerini alıyorduk.

Aradan çok uzun yıllar geçmişti, bir gün eczaneme , saçları ağarmış ,yaşlıca bir müşteri gelmişti.

İlaç isteyen bu beyefendiye yakından bakınca,onun Fuat Hoca olduğunu anlamıştım.

Elini öptüğüm hocama, kendimi tanıtmış ve ikimizde bir hayli mutlu olmuştuk.

Hocam, TOKİ de bir ev almış, artık Erzurum'a yerleşmişti ,yaz geldiği zamanda en büyük zevki Köprüköy'de ki, Deli Çermiğe gidip, orada kalmaktı.

Şehrin aydınlık yüzlerinden biri olan ve yakında kaybettiğimiz rahmetli Baki Akçay, Hoca'nın en yakın arkadaşlarındandı.

Baki abi ve arkadaşlarla birlikte  hocanın evinde  veya  Burak Kazan'ın işlettiği "Itır Kitapevinde" bir araya gelir sohbet ederdik.

Fuat Hoca,Yunan Felsefe tarihini ve Rus edebiyatını çok iyi bilirdi.

Geçen hafta yenilenen Temelli kıraathanesine hocayı getirip, bir belgesel yapmak aklımızdan geçmişti, ne yazık ki bu düşüncemizi hayata geçiremedik.

İtiraf etmeliyim ki, diğer büyüklerimizde olduğu gibi şehre ait ciddi bilgileri olan hocamızdan da yeteri kadar  faydalanamadık.

Fuat Hocamızın en büyük arzularından biri, sanatın merkezi olan Paris'e gitmekti.

O Paris'i unutup, İstanbul'u terk edip, kendi baba ocağına, ana kucağına gelmiş, öldüğümde beni  Köse Mehmet köyündeki anamın mezarının yanına gömün diye vasiyet etmişti.

Öylede oldu.

Öğrencilerinin resimleriyle bir sergi açacaktı olmadı, belki birileri bu görevi yerine getirir diye ümit etmekteyim.

Bu şehir onu ve onun gibileri anlayamadı veya anlamak istemedi.

Biz öğrencileri ve tanıyanları, onu anladık ve anlatmaya devam edeceğiz.
Fuat Hoca, başı dik,onurlu ve düzgün bir hayat yaşadı,her canlı gibi ölümü tadıp, aramızdan ayrıldı. Makamı cennet olsun...

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları
SON HABERLER
YAZARLAR
erzurumgundem.com
HASANSOFT Haber Sistemi