14.07.2014 00:38:00
1 Yorum

Erdal Güzel
Ayaz Paşa Mahallesi - 15

Tüm eski Erzurum evlerinde olduğu gibi, derin olan pencere içlerindeki saksılarda birbirinden güzel çiçekler bulunurdu. 

Agâh amcaların huzurlu bir evleri vardı, Masanın üstündeki saat’in tik tak diye duyulan sesi, odaya garip bir huzur verirdi.

Anlattığı hekâtlarla (masallarla), bizi farklı dünyalara götüren Öznur abla, bu evin kızıydı.

Evin hanımı olan Fadime abla, nenem tarafından bize akraba gelirdi.

Oldukça şişman ve sempatik olan Fadime abla, aynı zamanda nenemin ihvanıydı mahallede kendisine “tumbul teyze” denirdi.

 Babaları Ermeniler tarafından şehit edilen ve anneleri de bu üzüntüye dayanamayıp ince hastalıktan ölen Fadime abla ve kardeşi Feride abla, aile tarafından sahiplenilerek büyütülmüşler.

 Bu iki kardeşin babalarının ismi Yahya’mış ve benim büyük nenemin kardeşiymiş.

Yahya beyin bir kardeşi işgal sırasında Yanık Dere de, yanında gezdirdiği tercümanıyla birlikte şehit edilmiş.

Ailenin büyük oğlu Özdemir ağabey belediyede çalışırdı, eve aldığı pikabı çalar, O günün şartlarıyla kurmuş olduğu ses düzeniyle evin muhtelif odalarına yayın yapardı.

Erzurum belediyesinden emekli olan Özdemir ağabey ,belediyeden emekli olduktan sonra Gelibolu’ya yerleşti.

Ailenin diğer oğlu Kemal ise Yapı Sanat Okulunu bitirdikten sonra karayollarında işe başlamış ve oradan emekli olmuştur.

Ağabeyim’in yaşıtı olan Kemal ,seyrettiği filmleri A’dan Z’ye aklında tutmasıyla meşhurdur.

 Kemal, bir gün, bahçelerinde oynarken toprağa gömülmüş bir kılıç bulmuştu.

Pas tutmuş olan bu kılıç, bizi bir hayli heyecanlandırmıştı.

1960 ihtilal inin etkin paşalarından Mucip Ataklı bu aileye akraba gelmekteydi.

Milli birlik komitesi üyesi olan Mucip Ataklı 1980 ihtilaline kadar Tabi Senatör olarak kalmış, daha sonra 1983 de Halkçı Partiden, Milletvekili seçilmişti,

Gazeteci Can Ataklı’nın amcası olan Mucip Ataklı, 1984 yılında vefat etmişti.

Mucip Ataklı’nın süvari binbaşı olan babası Abdurrahim bey, savaşta yaralanmış ve bu evde tedavi edilmiş, dolayısıyla bahçede çıkan tüfek ve kılıcın, bu binbaşıya ait olduğu rivayet edilirdi.

Ailenin en büyüğü olan Nermin abla, devamlı tebessüm eden, bizlere “Can eze gurban” diyen, hoş bir insandı.

Sanatçı Adile Naşit’e benzettiğimiz Nermin abla, Demir Yollarında çalışan Bahattin Uğuz’la evlenmiş, mutlu bir yuvaları olmuştu.

Ailenin reisi Agâh Çeker amca, birden hastalanmış, sesi kısılmaya başlamış, hastalığı her geçen gün ilerlemişti.

İlerleyen dönemlerde hastalığın şiddeti artmış olduğundan nefes almasını sağlamak için boğazını delmişlerdi.

Bir müddet sonra Agâh amcanın rahmetli olduğu haberi eve ulaşmıştı.

Evde herkes büyük bir üzüntüye kapılmışken, ben çocuk halimle ölüm denilen hakikatin nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Aradan fazla bir zaman geçmemişti ki Hacı Abdullah Sokakta, omuzlar üzerinde taşınan ve üzerinde ayetler yazılı olan yeşil bir örtünün altındaki tabutu gördüğüm de şaşkınlıktan donakalmıştım.

Bu ölümle ilgili gördüğüm ilk manzaraydı…

Kim bilir? Hacı Abdullah Sokak’ta ne sevinçler ne acılar yaşanmıştı, bu sokak nelere tanık olmuştu!

Ramazan geldiği zaman oruç tutacakları sahura kaldırmak için dolaşan davulcular Hacı Abdullah Sokaktan geçtiklerinde  ezemin (teyze)kızı Hülya, müthiş bir korkuya kapılırdı.

Yıllar önce davul ve zurna ile dolaşıp insanları sahura kaldıran ve bir geleneği sürdüren Ramazan davulcularını ne yazık ki günümüzde artık göremiyoruz.

  Günümüz Ramazanlarında  davulun yerine ihdas edilen Trampetin bu görevi ifa etmediği ve ruhsuz bir hava estirdiği hepimizce malumdur. 

Eski dönemlerde zurna eşliğinde dolaşan davulcular, çok da güzel maniler söylerlerdi.

 Bazen de mahallenin delikanlıları hareketli havalarla oyun oynarlardı.

Davulcuların söyledikleri maniler ya eski bilinenler içerisinden olurdu veya o anki duruma göre davulcu irticalen söylerdi.

 Davulcular bir gün Gavur Boğan mahallesinden geçerlerken, mahallenin çocukları bunları bir güzel taşlamış ve kızdırmışlar.

Ertesi gün davulcu mahalleye geldiğinde hazırlıklıdır “Hanımlar erkende kalktılar,gendimeyi haşladılar,Gavur Boğan’ın piçleri davulumu taşladılar “diyerek mani söylemeye başlar.

Yine bir gün davulcular fazla gürültü yapmış olacaklar ki evin hizmetçileri,  bunları bir güzel azarlamışlar,bu esnada davulcu başlar tokmağı vurmaya ve “Ayaklarım çamur oldu dar sokakta dura dura,baklavalar hamur oldu sinilerde dura dura,beslemeler hanım oldi kapılarda üre üre” diyerek cevap vermişler.

Davulcuların en çok söyledikleri  ise ; “Bu gece ay’ı gördüler/Yüzlerin yer’e sürdüler/Uyanın Müslümanlar/ Davulcular geldiler…  veya Davulumun ipi kaytan/kalmadı sırtımda mintan,verin ağalar bahşişim/sırtıma alayım mintan…” türünden manilerdi.

DEVAM EDECEK…

Etiketler:

Misafir - 12.01.2015 00:48:43

  • Mehtap akty...
  • Yazılarınız, özellikle anlatımınız çok hoş, doğal sanki konuşuyorsunuz gibi... Ve bana zaman tunelindeymışim gibi geldi... Teşekkür ederim... Ağzınıza, bileğinize, zihninize sağlık...yazılarınızın takipçisiyim... Çocukluğuma gittimm..
  • Yazarın Diğer Yazıları
    SON HABERLER
    YAZARLAR
    erzurumgundem.com
    HASANSOFT Haber Sistemi